TÜMÜ

Küresel Isınma,Gıda İhtiyacı Ve Buğday Örneği

30 Kasım 2015

Doç. Dr. Burhan KARA

Süleyman Demirel Üniversitesi

Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü-Isparta

E-mail: burhankara@sdu.edu.tr   

Tel: 0246 211 85 61,   Fax: 0246 211 86 96

Fosil yakıtları, sanayi, ulaştırma, arazi kullanım değişikliği, katı atık yönetimi, hatalı tarımsal uygulamalar, mera ve orman alanlarının azalması nedeniyle atmosferde başta CO2 olmak üzere, diğer sera gazları (metan-CH4, azot oksit-N2O ve flora clora karbonlar-CFC5, vb.) oranının artması sonucu tutulan uzun dalga boylu ışınlar, yüzey sıcaklıklarını artırmaktadır, sıcaklıklarda meydana gelen bu yükselmeye küresel ısınma denilmektedir (Öztürk, 2002; Türkeş, 2003).

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilimsel çevrelerde dünya ikliminin yavaş yavaş değiştiği, bu değişmenin kara ve deniz yüzeylerindeki ortalama sıcaklığı artırdığı ve bazı bölgelerde ortalama yağış miktarı azalırken, bazılarında arttığı, buzulların eridiği ve deniz seviyesinin yükselmesi şeklinde kendini göstermektedir (IPCC, 2007). Küresel ısınmaya bağlı olarak yeryüzünün bazı bölgelerinde meteorolojik veriler uzun yıllar otalamalarından farklılık göstermeye başlamıştır ve değişim devam etmektedir. Bu faklılık; genel olarak sıcak günlerin sayısının artacağı, soğuk günlerin sayısının azalacağı, dünyanın pek çok yerinde artan neme bağlı olarak şiddetli yağışların ve fırtınaların daha sık görüleceği, uzun ve sıcak geçecek olan yazların şiddetli kuraklıkları da beraberinde getireceği, kış aylarının daha ılık geçeceği, kar yağışının azalacağı, çölleşme ve iklime bağlı felaketlerin daha güçlü ve sık görüleceği olarak kendini göstereceği öngörülmektedir (IPCC, 2001).

Hükümetler arası iklim değişiklikleri panelinin (IPCC, 2007) Dördüncü Değerlendirme Raporuna göre, ortalama yüzey sıcaklığı, 1906-2005 döneminde0.74 °Cartmıştır. 1901-2005 döneminde Amerika’nın doğu bölgelerinde, Avrupa’nın kuzeyi ve Asya’nın kuzeyi ile iç kesimlerinde yağışlarda önemli artışlar, Akdeniz havzası, Afrika’nın orta ve güneyi ile Asya’nın güneyinde bazı kesimlerde önemli azalmalar belirlenmiştir. Son elli yılda ekstrem sıcaklıklarda yaygın ölçekli değişiklikler yaşanmış, atmosferik su buharında gözlenen artış ve ısınma ile tutarlı olarak kuvvetli yağış olaylarının sıklıklarında artış saptanmıştır (Demir ve ark., 2008).

Çeşitli matematiksel iklim modellerinin sonuçlarına göre, iklimde başlayan değişikliklerin gelecekte de süreceğini göstermektedir. Sanayileşme, fosil yakıtlarının giderek artması, mera ve orman alanlarının azalması, tarım alanlarının imara açılması vb. küresel ısınmayı tetikleyen, CO2 ve çeşitli zararlı gazların salınımını artıran etkinliklerinin devam etmesi hâlinde iklim değişikliklerinin yaşanacağı kaçınılmazdır. Hükümetler arası iklim değişiklikleri panelinin (IPCC) 2001 yılı raporuna göre atmosfere salınan sera gazları (CO, CH, CFCs, N ve O) sonucunda önümüzdeki yüz yıl içerisinde sıcaklıkların 1.4 ile 5.8 0C arasında artış göstereceği belirtilmiştir. Aynı raporda ortaya atılan senaryolara göre, küresel sıcaklıkta 2100 yılına kadar ortalama 1 0C ile 3.5 0C’lik bir artışı olacağı bildirilmiştir.

Türkiye farklı topoğrafik yapısı nedeniyle, küresel ısınmaya bağlı olarak, görülebilecek bir iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkeler arasındadır (Öztürk, 2002). Ülkemizde Orta Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu’nun büyük bir kısmı, Akdeniz ve Ege bölgelerinin iç kesimleri aldıkları yıllık yağış miktarı bakımından yarı kurak bölgelerdir. İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de ortalama sıcaklığın yükselmesiyle kar  yağışlarının azalacağı bu bölgelerde daha büyük bir su sıkıntısının yaşanacağı tahmin edilmektedir. Kar yağışının azalması sonucu, ilkbahar yağışları uzun yıllar ortalaması düzeyinde yağsa bile toprağın su muhtevası yeterli seviyede ulaşamayacaktır ve bitkiler kuraklık stresi çekecektir.  Gelecekte su sorununun ve toprakta bulunan tuz miktarının artması sonucunda İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun daha kurak hale gelerek çölleşeceği öngörülmektedir (Türkeş, 1998; Öztürk, 2002).

Büyük oranda doğal ekolojik koşullara bağlı olarak yapılan tarımsal üretim; kuraklık, şiddetli yağışlar, dolu, don, çoraklık, tuzluluk, zararlılar, hastalıklar, yangın gibi çevre faktörlerin biri veya birkaçından her yıl sıkça olumsuz etkilenmektedir. Küresel ısınma ile değişen iklim yapısı ve doğal dengenin bozulması, söz konusu risklerin şiddetini daha da artırmaktadır. Özellikle kuraklık; tarımsal üretimin en tehlikeli ve en büyük afetidir (Öztürk, 2002). Dünya üzerindeki kullanılabilir tarım alanları, kendilerini etkileyen stres faktörlerine göre sınıflandırıldıklarında kuraklık %26’lık payla en büyük paya sahiptir (Kalefetoğlu ve Ekmekçi, 2005). Ülkemizde, kullanılan su miktarı da kişi başına düşen su miktarı 575 m3’tür. Dünya ortalamasıyla karşılaştırıldığında ülkemizin, genel olarak bilinenin aksine, sınırlı su kaynaklarına sahip ülkeler arasındadır (Türkeş, 1999). Ülkemiz farklı coğrafi koşularından dolayı iklim değişikliğini neden olacağı kuraklık, bitkilerde verim azalması, erken uyanma, vejetasyon süresinde kısalma, ekim zamanında değişiklik, vejetasyonda değişme, yazlık bitkilerin kışlık ekim şansı ve taşıdığı riskler, su kaynaklarında azalma, kısa süreli şiddetli yağışlar, kar yağışının azalması ve don tehlikesi, bitkilerin artan su isteği, su baskınları, tuzluluk, çoraklık, erozyon, buharlaşma, topraktaki kullanılabilir suyun miktarında ve su kaynaklarının depolanmasında azalma gibi riskler, bölgelere göre etkisi değişmekle birlikte tarımsal üretimi önemli ölçüde azaltacağı birçok araştırıcı tarafından öngörülmektedir (Türkeş, 1998; Türkeş, 1999; Öztürk, 2002; Kara ve ark., 2014). Ilık geçen kış mevsimlerinde badem, kaysı, erik, kiraz vb. gibi bazı bitkilerde erken çiçeklenme olasılığından dolayı bazı yıllarda bu bitkilerin son donlardan zarar görmesine neden olacaktır. Ayrıca vernalizasyon ihtiyacı uzun süren ve daha düşük sıcaklık isteyen bitkiler bu ihtiyacını karşılayamama durumu ortaya çıkabilir. Bu bitkilerin tohum ve meyve tutumu olumsuz etkilenecektir. Dolayısıyla verimde azalma ve kalitede düşme ortaya çıkabilecektir.

Hızla artan dünya nüfusuna paralel olarak da gıda ihtiyacı da hızla artmaktadır. Küresel ısınma ve buna bağlı olarak baş gösteren/gösterecek kuraklık gıda ihtiyacının karşılanabilmesi yeni yüzyılın en büyük sorunu olacaktır. Bunun yanı sıra ekilebilir tarım alanlarının hızla azalması tarımsal üretimi dolayısıyla gıda ihtiyacına olan talebi daha da yükseltecektir. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2050 yılında 11.3 milyara ulaşacağı ve artan nüfusu beslemek için mevcut gıda miktarının yüzde 70 oranında artması gerektiğini rapor etmiştir (DaMatta ve ark., 2009; UN 2009). Benzer şekilde Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre, hızla artan dünya nüfusunu beslemek için bugünkünden çok daha fazla gıda kaynağına ihtiyaç duyulacaktır. Dünya gıda örgütünün raporlarına göre ise günümüzde dünya nüfusunun 1 milyardan fazlasının açlık sınırında olduğu bu rakamın giderek arttığı bildirilmiştir. Yapılan bir araştırmada dünyada tarım üretiminin 2030 yılına kadar çeşitli nedenlerle her yıl %1.5 oranında azalabileceği de ortaya konulmuştur (FAO, 2003; Munir ve ark., 2010). Buna bağlı olarak gıda temin etmede güçlükler çekilmekte ve gıda fiyatları hızla yükselmektedir. Dünya Bankası verilerine göre dünya nominal gıda fiyat indeksi; 1990-2005 yılları arasında yaklaşık ortalama 100 değerinde iken 2006-2010 yılları arasında ise yaklaşık 150 değerine ulaşmıştır. 2011 yılı verilerine göre ise dünya gıda fiyat indeksi 200 değerini geçmiştir (Erbaş ve Arslan, 2012; FAO 2011). Küresel ısınma ya bağlı olarak azalacak verim ve artacak gıda ihtiyacını karşılamak için sentetik gıdalara, aşırı gübrelenmiş ve ilaçlanmış, olumsuz koşullarda depolanmış hatta son kullanma zamanı geçmiş düşük kaliteli ürünlerin tüketimi özellikle gelir düzeyi düşük olan insanlar tarafından artacaktır. Aynı şekilde bitkisel gıdaların temininde görülecek güçlükler kadar hayvansal yem miktarındaki temininde karşılaşılacaktır. Dolayısıyla hayvansal gıdaların elde edilmesinde güçlükler yaşanacak bu durum gıda güvenliği, beslenme ve sağlık sorunlarına yol açacaktır.

Küresel ısınmaya bağlı olarak kuraklık ve don zararından en fazla geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin temel gıda besin maddeleri olan tahıllar (buğday, çeltik, mısır), yemeklik baklagiller ve yağ bitkileri vb. gibi doğal yağışlara bağlı olarak yetiştirilen tüm bitkiler olumsuz etkilenecek, verim ve kalite önemli ölçüde düşecektir. Ülkemizde temel gıda besin maddesi olan buğday tarımı %75 oranında doğal yağışlara bağlı olarak (sulanmadan) yetiştirilmektedir. Benzer şekilde yemeklik baklagiller (nohut, mercimek) ayçiçeği, aspir gibi yağ bitkileri tarımı büyük oranda doğal yağışlara bağlıdır. Ülkemizde günlük kalori ihtiyacının %50’ sinden fazlasının karşılandığı buğdayın yıllık otalama üretimi, yıllara göre değişmekle birlikte 19.0 ile 22.0 milyon ton arasında değişmektedir. 2006 ile 2008 yılları arasında görülen kısmi bir kuraklıkta ürerim 17.7 milyon tona kadar düşmüştür. Bu küçük düşüş bile halk arasında gıda ihtiyacı bakımından tereddütlere yol açmıştır. Bunun yanında en az küresel ısınma kadar tehlikeli olan arazilerin imara açılarak tarım alanlarının azalması (TÜİK verilerine göre 1970 ve 2005 yılları arasında 9.2 ile 9.6 milyon ha arasında değişen buğday ekim alanı, 2005 den sonra düşmeye başlamış ve 2013 yılında 7.77 milyon hektara kadar düşmüştür) gelecekte gıda ihtiyacının karşılanmasında sorunlar oluşturacaktır. Fotosentez yapan yeşil bitkiler azalacağı için karbondioksit oranı artacaktır. Ayrıca tarım alanları üzerine açılan yeni yerleşim alanları üzerinde yaşam için gerekli olan barınma, beslenme, ısınma, ulaştırma, yol yapımı vb. gibi faaliyetlerden dolayı kömür ve petrol ürünlerinin emisyonları nedeniyle atmosferin alt tabakasının ısınmasına neden olmaktadır. Bu sebepten dolayı özellikle yaşam faaliyetlerinin olduğu büyük yerleşim alanlarında kış aylarında kar yağışı daha az olmakta ve yağış genellikle yağmur şeklinde düşmektedir. Yağan kar ise erken erimektedir.

Türkiye’de yılda kişi başına ortalama225 kgbuğday tüketilmektedir (Süzer, 2013). Türkiye nüfusu 2012 yılında 75 627 384 olarak sayılmıştır. Her yıl (75 627 384 x 225 kg/yıl=17.01 milyon ton/yıl) 17.01 milyon ton buğdaya ihtiyaç vardır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 8 milyon ha’lık buğday ekim alanına dekara20 kgtohum ekilmektedir (8 milyon ha x 20 kg/da=1.6 milyon ton/yıl) 1.6 milyon ton tohumluk gerekmektedir. Her yıl hasat, harman, depolamada ve taşınma sırasındaki oluşan kayıplar % 3 olduğu bildirilmektedir (Süzer, 2013). Bu her yıl 0.6 milyon ton buğday kaybı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak her yıl, 17.01 milyon ton tüketim + 1.6 milyon ton tohumluk + 0.6 milyon ton hasat, harman kayıpları = 19.21 milyon ton buğdaya ihtiyaç vardır. Ülkemizde 2013 yılı yılında ülke tarihinde rekor kırılarak 22.05 milyon ton buğday üretilmiştir. Ancak kuraklığa ve ekim alanlarındaki azalışa bağlı buğday üretiminin düşeceği kuvvetli muhtemeldir. Hızla artan nüfus oranının yanı sıra her yıl ülkemize gelen milyonlarca turist sayısı da düşünülürse, gelecekte buğday ihtiyacının karşılanmasında güçlükler çekileceği düşünülmektedir.

Sonuç olarak; küresel ısınmanın canlı yaşamı üzerinde özellikle kuraklık tehlikesi olarak baş göstermeye başlamıştır. Çeşitli matematiksel iklim modelleri, iklimde başlayan değişikliklerin gelecekte de süreceğini göstermektedir. Bunun birçok olumsuz etkisi olmakla birlikte en önemli sonucu bitkisel ve hayvansal gıdaların azalması ve sağlıklı gıda temininde zorluklar olarak ortaya çıkacaktır. Özellikle tatlı su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimde önemli ölçüde verim ve kalitenin düşmesine neden olacaktır. Artan dünya nüfusu ve azalan tarım alanları buna bağlı olarak tarımsal üretimin düşmesi ve gıda ihtiyacının karşılanmaması, gelecekte gıda ve su savaşlarının çıkmasına, büyük göç dalgalarının olmasına ve bir insanlık felaketin yaşanacağı endişesini doğurmaktadır.

Küresel ısınma ve gıda ihtiyacına karşı alınabilecek önlemler

1- Tarım alanlarının azaldığı ve su kaynaklarının giderek tükendiği gerçeği göz önüne alınırsa gelecekte en önemli sorunların başında gıda temini gelecektir. Bunun tek yolu birim alan verimini artırmaktır. Bunun için kaliteli tohumluğun yanı sıra sulama, gübreleme, ilaçlama, toprak işleme gibi kültürel uygulamalarda israfın önlenmesi, tarım teknolojilerinden yararlanılması ve tarım yapılabilir arazilerin verimli kullanılması zorunluluktur.

2-  Yukarıda da belirtildiği gibi gelecekte gıda temini bakımından en az küresel ısınma kadar tehlikeli olan tarım alanlarının azalmasının önlenmesi, özellikle imara açılmasının önüne geçilmesi ve bu durum yasalarla kontrol altına alınması çalışmaları acilen başlatılmalıdır. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 2000’li yıllarda toplam ekilebilir alan 27-28 milyon hektar iken, 2013 yılında 24.1 milyon hektara düşmüştür.

3- Alternatif enerji kaynakları üreterek, küresel ısınmayı tetikleyen fosil yakıtlarının azaltılması, ormanların, meraların korunması ve sanayi alanlarında kontroller artırılarak zararlı gaz salınımı azaltılmalıdır.

4- Doğa ve doğal kaynaklar tasarruflu kullanılmalı.

5- İnsanlık sadece kendini değil, başkasını ve geleceği de düşünmeli, küresel ısınmanın meydana gelmesinde en büyük neden (% 90) insandır.

6- Dünya bize atalarımızdan miras değil, gelecek neslin emanetidir (Anonim) düşüncesi benimsenmeli ve her birey üzerine düşeni yapmalıdır.

7- Su hayattır. Yaşamın her aşamasında su tasarruflu kullanılmalı. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulamadan vazgeçilerek damlama sulama ve diğer tasarruflu sulama yöntem ve metotları kullanılmalıdır. Atık sular arındırılarak beslenme ve tarım dışındaki alanlarda (sanayi, oto yıkama vb.) değerlendirilmelidir.

Yararlanılan Kaynaklar

DaMatta, F.M, Grandis, A, Arenque, B.C. Buckeridge, M.S., 2009. Impacts of climate changes on crop physiology and food quality. Food Res. International, 43:1814-1823.

Demir, İ., Kılıç, G., Coşkun, M., 2008. Bölgesel iklim modeli ile Türkiye için iklim öngörüleri. HadAMP3 SRES A2 Senaryosu, IV. Atmosfer Bilimleri Sempozyumu, Bildiriler Kitabı, 365-373.

Erbaş, M., Arslan, S., 2012. Açlığın önlenmesi ve gıda güvencesinin sağlanması. Gıda Mühendisliği Dergisi, Sayı: 36, s:50-59.

FAO, 2003. World Agriculture: An food and agricultural organization perspective. Available: http://www.fao.org/ DOCREP/005/Y4252E/y4252e00.htm.

FAO, 2011. World Food Situation: FAO Food Price Index. Available: http://www.fao.org/worldfoodsituation/wfs-home/foodpricesindex/en/.

IPCC, 2001. Birleşmiş Milletler Hükûmetler Arası İklim Değişikliği Paneli İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu. www.ekutup.dpt.gov.tr/cevre/oik548.pdf

IPCC, 2007. Climate Change. The Physical Science Basis Summary for Policymakers Contribution of Working Group I to the Fourth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate,Paris,France.

Kalefetoğlu, T., Ekmekçi, Y., 2005. The effect of drought on plants and tolerance mechanisms. G. U. J. of Sci., 18(4): 723-740.

Kara, B., Karadoğan, T., Kara, N., 2014. İklim değişikliği ve tarımda iklimsel riskler. Harman Time Dergisi,  Nisan 2014, Yıl: 2, Sayı: 14, S: 80-90.

Munir, A., Hanjra, M.A., Qureshi, M.E., 2010. Global water crisis and future food security in an era of climate change. Food Policy, 35: 365-377.

Öztürk, K., 2002. Küresel iklim değişikliği ve Türkiye’ye olası etkileri. G.Ü. Gazi Eğitim Fak. Der., 22(1): 47-65.

Süzer, S. 2013. Buğday Tarımı. http://hayrabolutb.org.tr/media/ziraat/Bugday-Tarimi.pdf Erişim: 23.12.2013.

 

Türkeş, M., 1998. İklimsel değişebilirlik açısından Türkiye’de çölleşmeye eğilimli alanlar. DMİ/İTÜ II. Hidrometeoroloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 45-57, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara.

 

Türkeş, M., 1999. Vulnerability ofTurkeyto desertification with respect to precipitation and aridity conditions. Turk. J. of Eng. and Environ. Sci., 23:363-380.

 

Türkeş, M., 2003. Sera gazı salınımlarının azaltılması için sürdürülebilir teknolojik ve davranışsal seçenekler. V. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi, Çevre Mühendisleri Odası, Ankara.

 

UN, 2009. World population prospects: The 2008 revision. Available: http://www.un.org/esa/population/publications/popnews/Newsltr_87.pdf