TÜMÜ

Tarladan- Sofraya:Çiftçiler Neden Kazanamıyor?

30 Kasım 2015

Prof.Dr.Bülent GÜLÇUBUK

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

 

GİRİŞ: TEMEL SORUNSAL

Tarım ürünleri tarladan sofraya, bahçeden-sofraya, seradan-sofraya, ahırdan, ağıldan-sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmektedir. Halka sayısı ne olursa olsun çiftçi üretmek zorundadır. İster gelir, ister geçim, ister alışkanlık, isterse zararına olsun küçük ve orta ölçekli çiftçilerimiz üretimine devam eder. Küçük ve orta ölçekli çiftçilerimiz sermaye ve emek-işgücü bizden diyerek üretimin sürdürülebilirliğinde en önemli aktörlerdendir.

Çiftçiler üretmesine üretiyor da kazanan genelde kendileri olmuyor. Kendileri pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor,  son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım ise, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette vardır. Ama üretim maliyetlerinin yani girdi fiyatlarının istikrarlı (!) yükseldiği ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir? Yem pahalı ve canlı hayvan fiyatlarındaki artışın çok üstünde, mazot-gübre pahalı bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde. Bu nedenlerden dolayı da çiftçi kazanamıyor. İklim değişiklikleri nedeniyle (don, dolu, kuraklık vd.) üretimde azalmalar var ama çiftçi eline geçen fiyatlar yine düşük ve beklediğini kazanamıyor. Bu nedenle de üretimden kopmalar başlıyor. Peki, çiftçi kazanamıyor da kim kazanıyor? Pazarlama zincirinin halkalarında çiftçinin dışında yer alanlar yani; marketler, toptancılar, aracılar, spekülatörler, toptancı hallerine rahat girip-çıkanlar….Ne yapmalı çiftçi: güçlerini birleştirmeli, kararlarını ortak almalı, hareketlerini-adımlarını birlikte atmalı. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, meslek odaları burada kolaylaştırıcı rol oynayabilir ve oynamalıdır da.

Tarımda üretimin sürdürülebilirliği ve tarımdan nüfus kopmasını önlemenin önemli çözüm yollarından birisi “pazarlama-ürün değerlendirme-ürün çeşitlendirme”dir. Buna yönelik adımlar çiftçi örgütlülüğü temelinde atılırsa, altyapı oluşturulsa hem tarımsal katma değer artabilir hem de çiftçi aileler varlıklarını devam ettirebilir. Toplulaştırma, tarımsal altyapı, sulama vb. yatırımların beklenen çıktıyı sunabilmesi çiftçinin ürünlerini de değerlendirebilmesi ile mümkündür. Çiftçi kazanamazsa hangi yatırım ve teknoloji olursa olsun üretim devam etmeyecektir.   

FİYAT DALGALANMALARI VE ÇİFTÇİNİN ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ

Tarımsal ürünlerin çoğunluğu elastikiyeti düşük ürünler olup, bireyin yaşamının devamı için gereklilik gösteren temel ihtiyaç maddelerindendir. Bu nedenle tarımsal ürünlerin fiyatlarının yükselmesi hemen kamuoyunda yankı bulur. Çünkü birey yaşamının devamlılığı için tarımsal ürünleri almak ve tüketmek zorundadır. Bu ise tarım ürünleri fiyatlarını hep gündemde tutan bir olgu olarak belirir. Tarım ürünlerinin zaman zaman yükselmesi hep tedirginlik yaratır. Fiyat hareketliliği tüketici boyutunda dar ve düşük gelirliyi, üretim anlamında ise küçük ve orta ölçekli çiftçileri en çok etkiler. Çünkü kazanan hiçbir zaman bu gruplar olmamaktadır. Fakat burada bir gerçek var ki, fiyatların yükselmesinden genelde aracılar sorumlu tutulur ama bazen de çiftçiler de sorumlular arasına konur. Ama hangi çiftiler ve hangi düzeyde?

Tarımda artan girdi maliyetleri her zaman ürün fiyatlarının üzerinde olmuştur. Tarımsal ürün fiyatlarının artışında girdi fiyatlarındaki artış özellikle tüketici boyutunda hep göz ardı edilir ve neden ürünler bu kadar pahalı sorusunu gündeme getirir? Burada asıl sorulması gereken soru ise; ürün fiyatları ile girdi fiyatları arasındaki paritedir. Her kesim tarafından ifade edilmektedir ki; tarımda son 7-8 yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat artmıştır. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları değişmekle birlikte 1-2 kat artış göstermiştir. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerlidir. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor. Son tüketimde tüketicilerin tarım ürünlerine ödediği bedelin küçük bir bölümü çiftçiye ulaşmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise; küçük ve orta ölçekli çiftçiler yerine büyük işletmelerin tarıma giderek daha fazla egemen olma çabası ile uluslararası işletmelerin daha fazla boy göstermesidir. Burada önemli nedenlerden birisi ise çiftçiden kaynaklanan sorun olup, o da dağınıklık ve örgütsüzlüktür. Bazı araştırmalar şunu göstermiştir; bitkisel ürünlerde son tüketicinin ödediği bedelin ancak %25-30’u çiftçi eline geçmektedir. Burada pazarlama zincirinde yer alan halkaların yani aktörlerin önemli etkisi vardır.  

Fiyat dalgalanmalarına bir ürün üzerinden örnek verecek olursak; domateste bazı yıllar üretim fazlası olduğu için fiyatlar çok düşük, bazı yıllarda yetersiz üretim sonucu fiyatlar yüksek olmaktadır. Dönem dönem fiyat dalgalanmasında iklim koşulları kadar yetersiz işleme potansiyeli ile ve pazarlama koşullarının oluşturulamaması da etkili olmaktadır. Burada bir diğer önemli konu da çiftçinin ürününü nasıl değerlendirdiğidir. Türkiye'de tarıma dayalı sanayi henüz istenilen düzeyde değildir. Bu nedenle işleme tesisleri ile ürünlerin işlenmesi ve depolanması önemlidir. Çiftçilerin zarar etmemeleri için tüm gıda ve kalite standartlarına uygun üretimlerine de dikkat çekmek gerekir. Ülkemizde zarar edilen ürünlerde (tek yıllık) bir yıl sonrası için çiftçi üretimden vaz geçebilmekte ve sonraki yıl az üretimden dolayı fiyatların aşırı artması olayı yaşandığından, bu durumda da tüketici açısından olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Buna iklim değişikliklerinden kaynaklanan unsurlar da eklenince fiyatlardaki dalgalanma daha da artmaktadır. Pazarlama koşullarının oluşması ve üretici lehine gelişmesi hem çiftçi hem de tüketici açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır. Hep söylenen bir konuya burada da dikkat çekebiliriz; bahçeden kilosu 50-60 kuruşa toplanan bazı ürünler şehirlerde kilogramı neredeyse 4-5 liraya kadar çıkıyor. Aradaki bu fark çiftçinin  cebine gitmiyor. Hatta şunu bile belirtebiliriz; girdi maliyetleri ile toplama ve nakliye giderleri yüksek olduğu için bazı ürünler yerinde bırakılıyor. Burada şu soru ön plan çıkıyor: bu kimin, kimlerin hatası? Yanıtı çiftçi değil çünkü genelde kaybeden o zaten. İşte pazarlama kanalında yer alan halkaları iyi incelemek, sorgulamak gerekiyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, pazarlama marjı ürünlere göre değişmekle üretici maliyeti %25-30, toptancı marjı %25-35 ve perakende marjı da %35-50 arasında değişmektedir. Tüketicinin ödediği fiyatın ancak dörtte biri çiftçiye gitmektedir.

Ülkemizde kooperatiflerin ve birliklerin pazarlamada etkin olamadıkları aşikârdır. Avrupa Birliği’nde kooperatifler ve birlikler pazarlamada bazı sektörlerde %100’lere varan oranlarda rol alırken, ülkemizde ürüne göre ve yıldan yıla değişmekle birlikte pazarlamada Tarım Satış Kooperatiflerinin payı pamukta %45-50, zeytinyağında %2-4, incirde yaklaşık %30 olup, kooperatif ve birliklerin yaş meyve ve sebze ile hayvansal ürünlerde hiçbir işlevlerinin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

ÇİFTÇİNİN KAZANAMAMA TEMELİ: ÖRGÜTSÜZLÜK VE DAĞINIKLIK

Tarım ürünlerinin pazarlanması ürünün çiftçiden - tüketiciye ulaştırılmasına kadar olan aşamaların tümünü içine alır. Bundan dolayı tarım ürünlerinin pazarlanmasını ürünlerin üretimi kararından başlayıp, işleme ve son tüketiciye ulaştırılmasını kapsayan bir süreç olarak tanımlayabiliriz. Pazarlamanın ana işlevi, tüketicinin talep ettiği tarımsal ürünleri istenilen yerde, istenilen zamanda, istenilen kalitede, istenilen fiyatta temin edebilmelerini sağlamasıdır. Burada çiftçinin de emeğinin karşılığını alabilmesi temel işlevlerden olmalıdır. Bunu sağlamak için bilinçli ve örgütlü çiftçi ve iyi bir pazarlama altyapısı önemlilik göstermektedir. Nedeni ise tarımda kaynakların sınırlı olması, her an risk taşıyan doğal koşullara bağımlı olması, pazarlama alt yapısındaki eksiklikler ve arz ile talep her zaman örtüşmemesinden kaynaklanan fiyat dalgalanmalarının çiftçinin örgütlenmesini zorunlu kılmasıdır. Örgütlenme olmadığında hangi koşul ve ortam olursa olsun çiftçi kazanmakta zorluklar çekecektir. Örgütlülük burada en belirleyici unsurdur. Başta kooperatifler olmak üzere çiftçi örgütlerinin pazarlama zincirinde olmaması, olsa da yetersiz kalması, temsil gücünün zayıflığı, baskı grubu oluşturamaması çiftçinin kazancını doğrudan etkilemektedir.  

Türkiye’de özellikle küçük ve orta büyüklükteki çiftçiler için pazarlama yapısının çiftçi etkililiğini dikkate alacak biçimde örgütlenmediği ortaya çıkmaktadır. Üretimden-sofraya etkili pazarlama kanallarının ortaya konulması, yerel-geleneksel tarım ürünlerinin gerçek değerini çiftçi lehine bulması için çiftçinin aktif ve etkili olması önem taşımaktadır. Bu sağlandığında pazarlama yapısında, piyasa sistematiğinde çiftçi aleyhine oluşacak fiyat oluşumunun olumsuz etkileri en aza indirilebilecektir.

Tarımsal pazarlama faaliyetleri ve fiyat oluşumu ülkemizde çiftçilerin bir bölümünün küçüklüğü nedeniyle önem taşımakta ve bunda konuya sonuç odaklı önem vermek gerektirmektedir. Çiftçilerin pazar, pazarlama, geleneksel gıdaların değerlendirilmesi, markalaşma, coğrafik işaretler, katma değer oluşturma, örgütlenme vb. konularda bilgileri sınırlı olup bu konularda kapasite gelişimi önemlidir. Türkiye genelinde çiftçinin belirtilen konulardaki bilgi yetersizliği ve çiftçilerin işletme küçüklüklerinin üstesinden gelebilmek, üretim maliyetlerini düşürebilmek, pazarlamada güçlü hale gelebilmek için örgütlenmeye ağırlık verilmesi önemli bir strateji olarak belirmektedir.

İklim değişiklikleri, üretim azalması, verim düşmesi, fiyat artışları vd. bir çok faktöre rağmen ülkemizde çiftçinin neden az kazandığı, ortaya çıkan fiyat artışlarının kendilerine neden yansımadığı konusunda genel bir değerlendirme yapacak olursak şu saptamalar ortaya çıkmaktadır;

Çiftçilerin etkin örgütlenmesi zayıftır.

Çiftçi örgütleri pazarlamada etkili değildir.

Ürünlerin katma değerini artıracak girişimler yetersizdir.

Yöresel ürün, geleneksel gıda potansiyelini, pazarını ele alan çalışmalar yetersizdir.

Tarımsal ürünlerin değerlendirilmesi konusunda önemli sorun alanlarının başında, artan girdi maliyetleri,  pazarlama ve örgütlenememe gelmektedir. Bu sorunların çözümüne yönelik stratejiler yetersiz ve sonuca ulaşmaktan uzaktır.

Etkin ve etkili olmayan kooperatifleşme çiftçilerin sorunlarını çözmekten uzak bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Dağınık ve farklı örgütlenme yaklaşımları çiftçi sorunlarını çözmekten çok daha fazla kaotik ortam yaratmaktadır.

Hal Yasası ve Büyükşehir Yasası küçük ve orta ölçekli çiftçilere yönelik bir yaklaşım, çözüm üretmekten uzak olup, işleri daha da zorlaştıracağa benzemektedir.

Çiftçi sürekli girdi için borçlandığından bir türlü depolama, bekletme yapıp, ürününü farklı zamanlarda değerlendirememektedir. Burada etkili çiftçi örgütlerinin olmayışı önemli faktördür.

GELİNEN NOKTA: ÖRGÜTLENME ŞART

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) – 2014 yılı verilerine-tahminlerine göre; bir önceki yıla göre tahıl ürünlerinde %10,1 azalış, meyvelerde %4,5 azalış bekleniyor. Bir önceki yıla göre buğday üretimi %10,4 oranında azalarak yaklaşık 19,8 milyon ton, arpa üretimi %12,7 oranında azalarak 6,9 milyon ton, çeltik üretiminin %1,1 oranında azalarak 890 bin ton, dane mısır üretiminin %6,8 oranında azalarak 5,5 milyon ton olacağı öngörülüyor. Baklagillerden nohut %11,1 oranında azalarak 450 bin ton olacağı tahmin edilmektedir. Meyve ürünlerinin üretim miktarının 2014 yılında bir önceki yıla göre %4,5 oranında azalarak 17,4 milyon ton olacağı belirtilmektedir. Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elmada %18,4, şeftalide %4,5, kirazda %7,8, kayısıda %55,1 oranında azalış olabilecektir. Bu veriler bu ürünlerde fiyat artışı olacağını da göstermektedir. İşte sorun ortaya çıkan/çıkacak fiyat artışlarından çiftçi ne kadar nasiplenmektedir. Büyük pay kime gitmektedir. Çiftçi örgütlü olmadığı için fiyat oluşumunda etkili olamıyor. Kimler kazanıyor peki, pazarlama zinciri halkalarında çiftçi dışındakiler.

Sorunların çözümünde, çiftçinin ve tüketici lehine fiyat oluşumunda çıkar yol örgütlenmeye ve özelde ise kooperatifleşmeye dayanmaktadır. Ekonomik açıdan güçlü ülkelerde kooperatifler tarımsal piyasalarda %50'ler civarında pay alırken, Türkiye'de ise bu oran %2-3 civarındadır.  Dünyada kooperatifler 3. büyük sektör olarak anılırken, ülkemizde varlığı-gerekliliği kısır tartışmalarla gündeme alınmaktadır.

 

Ülkemizde çiftçilerin, üretici birlikleri veya kooperatif çatısı altında profesyonel fakat çiftçi çıkarını ön plana alan bir yapı içerisinde örgütlenmesi gerekmektedir. Kooperatif ve üretici birliklerinde pazarlamayı bilen kalifiye bireylerin istihdamının sağlanması önemlidir. Bunun ile bir yandan ucuz girdi temini diğer yandan rekabet ve pazarlık edebilir bir pazarlama kanalı içinde yer alma durumu ortaya çıkacaktır. Son söz olarak burada hemen belirtmek gerekir ki, 2014 yılı Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı” olarak ilan edildi. Sürdürülebilir üretim, yoksulluktan çıkış, doğaya duyarlı üretim ve tüketici dostu üretimin yolu küçük ve orta ölçekli çiftçilerden geçmelidir. Bunun için de örgütlenme ve özellikle de etkili kooperatifçilik şarttır.