TÜMÜ

Tarım Topraklarının Kullanımında Ve Gübrelenmesinde Yapılması Ve Yapılmaması Gerekenler Üzerine Bir Değerlendirme

30 Kasım 2015

Yrd. Doç. Dr. Korkmaz BELLİTÜRK

(Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü)

Toprak; tarımın temelini oluşturan, geri kazanımı çok zor ve yerine başka bir şeyin konulması neredeyse mümkün olmayan ve aynı zamanda canlı, dinamik ve üç boyutlu çok değerli bir varlıktır.

Besin maddelerinin hemen hemen tamamına yakınının elde edildiği toprak, tarımsal üretimin vazgeçilmez bir unsurudur ve yeterli önlemlerle korunamadığında yitirilebilen kaynaklardandır. 1 cm toprak, yaklaşık 250 yılda oluşmaktadır. Verimli tarım topraklarının oluşum süreci ise hızlandırılamamaktadır. (Taşkaya, 2004)

Toprakların kimyasal, fiziksel ve biyolojik koşullarını optimum bir düzeyde tutarak bunların sürdürülebilir tarım ve bitkisel üretime uygun hale getirilmesi tarımda giderek daha da önem kazanmaktadır.

Toprak, bir bitkiye mekanik olarak destek olmanın yanında, ona su ve besin maddeleri de sağlamaktadır. Bitki ve toprak arasında yakın bir ilişki vardır. Verimli toprak gerçekten canlı ve dinamik olup, içinde değişen oranlarda organik madde, mineraller, su ve hava bulundurmaktadır.

Yıllık %2.2’lik nüfus artış oranıyla Avrupa’da birinci olan ülkemizde, nüfusun %40’ının 25 yaş altı gençlerden oluşması ve yaklaşık olarak her yıl 1.5 milyon çocuğun dünyaya gelmesinden dolayı beslenme, barınma vs. gibi ihtiyaçlar da buna paralel olarak sürekli artmaktadır. Doğal kaynaklar kullanılarak artan nüfusun gereksinimleri karşılanırken, gelecek nesillerin de aynı doğal kaynaklara gereksinim duyacağı bir gerçek olmakla beraber, özellikle topraklarımızın besin dengesinin korunmasına da dikkat edilmesi gerekmektedir. (Bellitürk, 2006)

Tarım toprakları üzerinde yapılan yanlışlıklar

Bugün çeşitli basın ve internet kaynaklarına göre, dünyadaki toprakların %12’si ürün yetiştiriciliği amacıyla kullanılmaktadır. Bu alanın %26’sı gıda ürünlerinin ekimi için kullanılmaktadır ve 2020 yılında bu alanın %15’i gıda ürünleri yetiştirmek için uygun olacaktır. Ancak Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıklamalarına göre, dünyada her 5 saniyede 1 çocuk açlıktan ölmekte ve her yıl 1 milyon kişi bu felaketle karşı karşıya kalmaktadır. Açlık felaketine yol açan en önemli faktörlerin başında topraktaki verim kaybı, kötü çevre koşulları ve kimyasal yoğunluktan (gübre, ilaç, mazot kalıntıları) dolayı ürünlerin rafta kalma ömrünün uzun olmaması gelmektedir.

Tarımda üretim artışı üzerinde etkili faktörler kimyasal girdi kullanımı, ıslah çalışmaları (üretim materyalleri kapasitesinin artırılması), mekanizasyon kullanımı, ekilebilir alanların genişletilmesi, uygun tohumluk seçimi, sulama olanaklarının artırılması ve etkinleştirilmesi şeklinde ifade edilebilir. Günümüzde tarımsal üretimde verimliliği arttırmak amacıyla kullanılan üretim girdileri kontrolsüz bir şekilde uygulanmaktadır. Kullanılan girdiler verimliliği arttırırken çevre ve insan sağlığını da olumsuz yönde etkileyebiliyor. Son yıllarda tarımda verimliliği arttırmak amacıyla 3 çeşit girdi yoğun ve yanlış bir şekilde kullanılıyor. Bunlar: Hibrid ve GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumluk kullanımı, pestisit (tarımsal ilaç) kullanımı ve kimyevi gübre kullanımıdır.

 

Yanlış gübreleme: Ülkemizde “ne kadar gübre atarsan, o kadar verim alırsın” mantığı ile gübreleme yapılmakta ve böylece toprakların verimlilikleri azalmaktadır.

Son yıllarda yanlış yapılan tarımsal uğraşlar neticesinde, toprakların organik maddeleri başta olmak üzere birçok besin elementinin miktarında azalmalar olduğu görülmektedir. Ayrıca yanlış gübre çeşidinin uygulanması gibi sebeplerden dolayı toprakların pH dengeleri bozulmakta ve asitlik oranları artmaktadır. Buna paralel olarak da asit koşullarda bazı elementlerin (fosfor, kalsiyum vb.) bitkiler tarafından alınması engellenmekte ve bitki büyümesinde besin elementi noksanlığına bağlı olumsuzluklar görülmektedir.

Toprak yorgunluğu: Aynı toprakta peş peşe yetiştirilen bazı kültür bitkilerinin büyüme ve gelişmelerindeki yavaşlama veya değişik diğer nedenler ile toprak verimliliğinin ve kalitesinin azalması olarak tanımlanmaktadır. Toprak yorgunluğu, toprağın kimyasal-fiziksel-biyolojik yapısı, gübreleme-sulama-toprak işlemenin getirdiği sorunlar, bitki besin maddesi noksanlık ve fazlalığı, paraziter kökenli nedenler (bakteriler, toprak mantarları, nematodlar, virüsler) ve bu parazitlerin aşırı oranlarda birikimi, iklim değişiklikleri, erozyon gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilmektedir.

İnsanların gelecekteki yaşam kalitesini belirleyecek en önemli unsurlardan birisi olan “toprak kirliliği” artık günümüzde çok önemlidir. Toprak kirliliğinin sebebi sadece endüstriyel değil, aynı zamanda tarımsal faaliyetlerdir.

Türkiye’de 1980’den günümüze ekilebilir arazi varlığında azalmanın olduğu da görülmektedir. Nitekim Türkiye, 1980 yılından sonra uyguladığı dışa açılım politikası sonucunda önemli bir ekonomik ilerleme kaydetmiştir. Bunun sonucunda konut, sanayi ve turizm amaçlı yatırımlar artmış ve böylece tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı söz konusu olmuştur. Türkiye tarım arazilerinin yıllara göre değişimi incelendiğinde toplam tarım alanları 2008 yılında 1990 yılına göre % 6.93 oranında azaldığı görülmektedir. (Bayramoğlu, 2010)

Amaç dışı arazi kullanımı: Türkiye’de tarım arazilerinin altyapı çalışmaları, şehirleşme, ikinci konut ve sanayileşme gibi amaçlarla kullanılması, ülkemizin en büyük çevre sorunlarından biri olarak kendini göstermektedir.

Hızlı kentleşme sürecinde, kentsel amaçlar için toprak talebinin artması doğaldır. Başta kentleşme ve sanayileşme olmak üzere, turizm, karayolları, demiryolları, enerji ve boru hatları, barajlar, hava alanları ve spor tesisleri gibi yatırımlar, tuğla-kiremit ocak ve fabrikaları, açık maden ocakları v.b. faaliyetler tarım alanlarının amaç dışı kullanımında rol oynayan en önemli faktörlerdir. (Taşkaya, 2004)

Toprak kullanım yetenek sınıflandırmasına göre 1,2, 3 ve 4. sınıf topraklar işlemeye uygun tarım topraklarıdır. 5, 6. ve 7. sınıf topraklar ise mera ve orman alanı olarak değerlendirilmeye uygun topraklar olurken, 8. sınıf topraklar ise doğal yaşam ve su toplama havzaları amacıyla kullanılabilecek alanlardır. Ancak Türkiye’de işlenen tarım alanlarının %22’si 5, 6 ve 7. yetenek sınıflarındaki topraklardan oluşmaktadır. Bu toprakların mera ve orman alanı olarak kullanılması gerekirken, tarımsal amaçlı olarak değerlendirilmesi, toprak kullanımı ile ilgili sorunları daha da artırmaktadır. Ayrıca 171.992 hektar yerleşim alanı 1. ve 4. yetenek sınıfındaki topraklar üzerinde kurulmuştur ve turistik tesislerin kapladığı alanın %70’i tarıma elverişli alanlardır. Bu durumda verimli tarım topraklarının %18,7’si tarım dışı faaliyetlerle ilgili kullanımlara ayrılmış durumdadır. Yerleşim alanlarının çevrelerindeki tarım arazilerinin arsaya dönüşmesi ile değerlerinde meydana gelen çok yüksek artışlar karşısında, bu arazilerin tarımda kullanılmaya devamını sağlamak güçleşmektedir. (Taşkaya, 2004)

Toprak başta olmak üzere diğer birçok doğal varlıklardaki azalma, bozulma ve kirlenmenin neticesinde; tarımsal üretim olumsuz yönde etkilenmeye devam etmekte, sürekli olarak artan nüfus gıda maddelerine olan talebi yükseltmekte ve dolayısıyla bu gelişme önce ekonomik, sonra da toplumsal bazı sıkıntılara yol açabilmektedir.

Sulama, gübreleme, ilaçlama gibi toprağı güçlendirmek ve verimi artırmak için yapılan faaliyetler bilinçli ve kontrollü bir biçimde yapılmalıdır. Buna dikkat edilmediği takdirde, ekolojik dengenin bozulması sonucu toprak ve su kaynakları aşırı derecede kirlenecek, büyük çevre sorunları yaşanacak ve bir süre sonra artmış gibi görülen tarımsal üretimde de hızlı bir düşüş başlayacaktır. (Yıldız ve ark., 2000).

Ülkemizin tarım işletmeleri oldukça küçük olduğu gibi, işletmelerin sahip olduğu araziler de oldukça parçalıdır. 100 dekar araziye sahip işletme sayısı toplam işletme sahiplerinin %82.9 gibi çok yüksek bir orandadır. Diğer bir ifade ile ülkemizin tarım işletmeleri çok küçük aile işletmelerinden oluşmaktadır. Bu sonuçlar tarımsal üretimimizi kısıtlayan ve verimliliği düşüren en önemli unsurlardan biridir. (Keşli, 2011)

Tarım topraklarımızın kontrollü gübrelenmesi için yapılması gerekenler

Tarımın çevreye verdiği zararları önlemek için tarımsal tekniklerin gerektiği gibi uygulanması, tarımsal girdilerin bilinçli ve az kullanılması, organik tarımın yaygınlaşması ve gelecek kuşakların da kendi gereksinimlerini karşılayabilmeleri için sürdürülebilir tarım felsefesinin yaşama geçirilmesi gerekmektedir. (Altan ve ark., 2000)

Bitkisel üretimin sürdürülebilirliği ve bitkilerden yüksek verimin elde edilmesinde toprak verimliliğinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla kullanılan en önemli girdi gübredir. Üzerinde tarımsal faaliyetler yaptığımız toprakların tanınması kadar, o toprakları beslemek için kullandığımız gübrelerin özelliklerinin bilinmesi de önemlidir. Özellikle son yıllarda ülkemizdeki bazı gübre firmalarının ürettiği ürün çeşidine göre gübre (ekin gübresi, çeltik gübresi, çay gübresi vs.) kullanımı uzman kişilerin önerileri doğrultusunda yaygınlaştırılmalıdır.

Dünyada ortalama gübre tüketimi yılda 11.6 kg/da, Türkiye’de ortalama gübre tüketimi yılda 8.5 kg/da olarak gerçekleşmekte ve Türkiye’de kullanılan gübre miktarı ihtiyacın %57’sini karşılamaktadır. Öyleyse gübre kullanımında kontrollü gübreleme modelleri ve uzmanlar denetiminde gerekenin yapılması, toprakların bitki besin ihtiyaçlarını karşılamada son derece önemlidir. Doğaya dışarıdan yapılan her müdahalenin mutlaka bir yan etkisinin olacağı gerçeği göz ardı edilmeden, bilinçli yani toprak ve yaprak analizlerine dayalı bir gübre kullanımı sağlanmalıdır.

 

Toprak verimliliğinin korunması ve yükseltilmesine yönelik toprakların amacı doğrultusunda kullanılmasına ilaveten acilen yapılması diğer bazı hususlar kısaca aşağıda özetlenmiştir:

-          Toprak yorgunluğunun giderilmesinde önemli olan ekim nöbeti (rotasyon) yapılması,

-          Toprağın organik madde miktarı ve diğer besin maddelerinin korunması ve gerekiyorsa arttırılması,

-          Birçok yararları yanında toprak erozyonunun da azaltılması amacıyla organik gübre kullanımının özendirilmesi ve yaygınlaştırılması,

-          Bitki artıklarının yüzeye yakın bırakılması ve anızların yakılmaması,

-          Toprağı az sıkıştıran tarım iş makineleri ve traktörlerinin kullanılması,

-          Aşırı gübre kullanımına bağlı topraklardaki asitleşme ve tuzluluğun giderilmesi ile ilgili ıslah çalışmalarının yapılması,

-          Asit karakterli topraklarda tarım kireci kullanılmasının sağlanması,

-          Tarımda kontrol edilebilen ve çalışma alanına alınan girdilerin kullanımı üzerinde dengeli politikalar geliştirilmesi,

-          Toprağın ve yetiştirilecek ürünün özelliklerine göre doğru gübrenin seçilmesi,

-          Gübrelemenin bitki besleme konusunda uzman kişilere danışılarak yapılmasıdır.

Topraklarını dönemin ABD Başkanı’na satmak istemeyen Kızılderili Şef Seattle’in 1854 yılında yazdığı mektupta geçen şu sözleri manidardır:

“Son ırmak kuruduğunda,

Son ağaç yok olduğunda,

Son balık öldüğünde,

Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!”

 

KAYNAKLAR

Altan, T., Kanber, R., Özbek, H. ve Şekeroğlu, E., 2000. Tarım ve Çevre. Özgürlük Dünyası Dergisi, Sayı:102, Ağustos, Ankara.

Bayramoğlu, Z., 2010. Tarımsal Verimlilik ve Önemi. Selçuk Tarım ve Gıda Bilimleri Dergisi 24 (3): 52-61, Konya.

Bellitürk, K., 2006. Buğdayda Azotlu Gübrelemenin Trakya Bölgesi Toprakları İçin Önemi. Renkli Tarım Dergisi, Çorlu-Tekirdağ, 2: 46-49, (2006).

Keşli, Y., 2011. Miras Kredisi. Türktarım Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi, Ocak-Şubat Sayı: 197: 29-32, Ankara.

Taşkaya, B., 2004. Tarım ve Çevre. Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, Sayı 5, Nüsha 1: 1-8, Ankara.

Yıldız, K., Sipahioğlu, Ş. ve Yılmaz, M., 2000. Çevre Bilimi. Gündüz Eğitim ve Yayıncılık, Sayfa: 91, Ankara.